Kurucu Temsilcisi - Kağan KALINYAZGAN

Değerli Öğretmenlerimiz, Velilerimiz ve Ata’mızın izinden yürüyen Sevgili Öğrenciler,


Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ü, aramızdan ayrılışının 84. yıl dönümünde sevgi, saygı ve özlemle anmak için bir araya gelmiş bulunuyoruz.


Bugün YÜCElen gençlerimiz, hazırladıkları programla bizlere Atatürk’ün kişisel özelliklerini anlatırken aslında tüm üstün yeteneklerinin yanında onun da tıpkı bizim gibi bir insan olduğunun altını çizecekler. 


İnsanı insan yapan davranışlarıdır ve en insani davranışlardan biri de ağlamaktır. En az gülmek kadar insani bir davranıştır aslında ağlamak. Üzüldüğümüzde ve sevindiğimizde kimi zaman duygulanır, kimi zaman da ağlarız. Ağlamak, olanları anlamlandırmamızı ve kabul etmemizi sağlar. Çoğu zaman insanlar ağlamayı zayıflık ya da hassaslık olarak kabul etse de aslında ağlamak cesaret ister. Göz yaşlarıyla duygularımızı bastırmak yerine yüzleşiriz ve onlarla baş etmeyi öğreniriz.


İnsanlar neden mi ağlar? Genellikle duygulandığımız için ya da ahlaki nedenlerle ağlarız. Bazen empatiye bağlı nedenlerle. Hatta çok sevindiğimiz için de göz yaşı dökeriz. Güçsüzlük duygusu da ağlamaya yol açıyor çünkü genetik kodlarımız güçsüzlüğe asla dayanamıyor. Son sırada ise kayıp ve ayrılık acısının kaçınılmaz olarak ağlamayla sonuçlanması bulunuyor. 


Atatürk’ün o zorlu ve inanılmaz yaşamını gözümüzün önüne getirdiğimizde, onun da birçok kere ağlamış olabileceğini düşünmemek elde değil. Nitekim öyle de olmuş. Çocukluğuyla kalmamış, o büyük zaferleri kazanırken ya da eşsiz Cumhuriyeti kurarken duygulandığı birçok anda ağladığına şahit olanlar var ve bunları Atatürk’ün yakın çevresindeki kişilerin anılarından öğreniyoruz.


Örneğin Trablusgarp cephesine gitmeden önce annesinin ve evinin bulunduğu Selanik’in kaybedilmesi nedeniyle çok üzüldüğünü ve ağladığını biliyoruz.


Atatürk savaşlarla geçen yarı ömründe vatan ve bağımsızlık uğruna şehit olan silah arkadaşlarının acısını kalbinin derinliklerine atmamış ve göz yaşı olarak akıtmış.


Büyük Taarruzdan hemen önce cephe gerisinden gelen bilgiler ışığında Türk ordusunda gördüğü umudun ve inancın etkisiyle döktüğü gözyaşları ise yerde kalmamış ve onu büyük zafere götürmüş.


9 Eylül 1922’de İzmir yakınlarında, Kemalpaşa’da, İzmir’in geri alındığı haberini aldığında döktüğü sevinç göz yaşları ise savaşlarla geçen bir ömrün sona erdiğinin işareti olmuş.


Atatürk, annesi Zübeyde Hanım’ın vefatını Cumhuriyetin ilanından 9 ay önce Cumhuriyet hayalini ilk kez dile getireceği tarihi basın toplantısı için İzmit’e giderken yolda öğrenmiş. Hem annesinin kaybına hem de onu son yolculuğuna uğurlamayacağına çok üzüldüğü için doğal olarak yol boyunca gözündeki yaş dinmemiş. 


20 Ekim 1927 günü Atatürk, Nutuk’un sonunda siyasi vasiyetnamesi olan “Gençliğe Hitabeyi” sesi titreyerek okumaya başladığında gözlerinden dökülen gurur gözyaşıyla birlikte, o anda salonda bulunan dört yüze yakın delege de aynı şekilde gözyaşlarını tutamamış. Bu duygusal anlar, gazetelere yansımış ve yerli gazetelerin yanı sıra yabancı gazeteler de "Gözleri Yaşlı Mustafa Kemal" gibi başlıklarla bu haberi vermişler.


1932 yılında Ankara’ya gelişinin 13. yıl dönümü kutlamalarında Genç Osman’ın sazından Ankara zeybeğini dinlerken yaşadıklarının tarih şeridi gibi gözünün önünden geçtiği ve haklı olarak göz yaşlarını tutamadığı da anılarda yer alıyor.


Bu anıların içerisinde en üzücü olanı ise Atatürk’ün hastalığının son döneminde geçiyor. Dolmabahçe’de yatakta geçirmek zorunda kaldığı son 29 Ekim’de, penceresinin önüne gemiyle gelen Kuleli öğrencilerinin hep bir ağızdan 10. Yıl Marşı’nı okumaları ve “Atamızı isteriz!” diye seslenmeleri sırasında maalesef bu olanları odasında gözleri yaşlı bir şekilde seyretmiş.


Ağlayabilen insanlar daha dürüst ve içten olurlar. Çünkü ilişkilerini rahatlıkla güven üzerine kurabilirler. Gözyaşı gerçektir ve ağlayabilen insanlar daha dürüst oldukları için duygularını saklamakla uğraşmaz, neşe ve üzüntülerini çevresindekilerle paylaşırlar. Atatürk, Mevlana’nın deyişiyle, olduğu gibi görünen ve göründüğü gibi olan bir insandı. O yüzden duygularını asla saklamaz ve bütün benliğini davranışlarıyla çevresindekilere yansıtırdı. Atatürk kesilen bir ağaç için, kaybettiği hayvanlar için ağlayacak kadar da doğa ve hayvan sevgisine sahip bir insandı. Ağlamanın zayıflık olarak görüldüğü o dönemde dahi toplum içinde şeffaf bir şekilde gözyaşlarını saklamayarak duygularını paylaştı ve böylelikle Türk halkının her kesimiyle güçlü bağlar kurmayı başardı.


Dünyada öldükten sonra ülkesini yönetebilen tek lider Mustafa Kemal Atatürk’tür. Çünkü o eşsiz yaşam hikayesiyle bir asır sonra bile yol göstermeye ve halkının kalbinde yaşamaya devam etmektedir. Her 10 Kasım’da saat dokuzu beş geçtiğinde çalan sirenlerle birlikte hayat durduğunda, istemsiz olarak gözlerimiz dolar ve Atamızın yasını tutarız. O anda yalnız olmadığımızı biliriz. Çünkü 10 Kasım’da gözü dolan büyük bir topluluğun parçası olduğumuzu hissederiz.


“10 Kasım’da gözü dolanlar”, karanlığa karşı verdikleri aydınlanma savaşıyla aklın ve bilimin ışığında, çağdaş bir Türkiye için mücadele eden büyük bir topluluktur.


“10 Kasım’da gözü dolanlar”, onun ilke ve devrimlerinin izinden giden, Cumhuriyet’e sahip çıkan ve onu korumaya ant içmiş vatansever bir topluluktur.


“10 Kasım’da gözü dolanlar”, bütün bu karanlığın içinde dahi, ona karşı koşulsuz bir sevgi besleyen, hak ettiği değeri, saygıyı ve bağlılığı tüm kalbiyle veren vefa sahibi bir topluluktur.


Ruhun şad olsun sevgili Atam! Sen rahat uyu. 10 Kasım’da gözleri dolan ve senin ışığında yetişen YÜCElen gençlerimiz, mirasını korumaya ve eserlerini yaşatmaya devam ediyor. Ebediyete intikal edişinin 84. yıl dönümünde seni büyük bir özlem, şükran ve minnetle anıyoruz.


Saygılarımla, 

Kağan Kalınyazgan


Adres Bilgileri