Genel Müdür - Yiğit DEMİRTÜRK

Sayın Kurucu Temsilcim, Değerli İdarecilerim, Velilerimiz ve Sevgili Çocuklarımız…


Hepiniz “103.Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” kutlama programımıza hoş geldiniz. Sizleri saygı ve sevgiyle selamlıyorum.


23 Nisan… Aslına bakarsanız sadece bir meclis açılışı… Daha önce de denenmiş ve sonrasında kapatılmış olan Osmanlı Devleti’nin vatandaşlarının temsil edildiği bir meclisin açılışı… Böyle söylendiği zaman ne kadar basit ve yapılması kolay bir iş gibi geliyor değil mi?


Öyle mi peki gerçekten?


600 yıl bir padişahın emrinde yaşamaya alışmış, hiçbir zaman fikri, düşüncesi doğru dürüst sorulmamış bir halka,


Cebren ve hile ile bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve her yeri işgal edilmiş bir ülkeye,


Artık yönetilemeyen, kontrolü tamamen yabancı devletlere bırakılmış bir ulusa,


“Siz artık özgürsünüz… Kendinizi kendiniz yönetebilirsiniz… Artık padişaha veya yabancı bir insana ihtiyacınız yok!” denilen bir dönemin başlangıcıdır 23 Nisan… Cumhuriyete giden yolun temel taşıdır 23 Nisan…


1927 yılına kadar sadece “Ulusal Egemenlik Bayramı” olarak kutlandıktan sonra Atatürk tarafından “belki de bir çocuğa verilebilecek en güzel hediye olarak”, “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” olarak kutlanmaya başlamıştır 23 Nisan. 


Peki neden çocuklara armağan edilmiş 23 Nisan? Pek çok görüş vardır bu konuyla ilgili… Pek çok fikir…


Bugün kendi görüşümü paylaşmak istiyorum sizlere. Bana göre ülkenin ilk ulusal bayramının çocuklarla özdeşleştirilmesi dahiyane bir fikirdir.


İlk olarak şimdi halk tarafından kabul edilmesi çok kolay gibi gözüken durumların, o dönemde pek çok dirençle karşılaştığı bilinmektedir. Kıyafet devrimi, cumhuriyetin ilanı, saltanatın kaldırılması vb. pek çok olay… Bu değişiklikler yapılırken oluşan dirençlerin kırılması çok büyük önem taşımaktaydı ki bence çocuklara armağan etmek bu direncin kırılması için en önemli araç olmuştur. Düşünsenize bir bayramı çocukluktan itibaren kutlamaya başlamak… Çocukluktan itibaren kabul ederek içinize sinmesi ve bunu büyüyünce sonraki nesillere aynı şekilde aktarabilmeniz.






İkincisi, bunu tüm dünyaya göstermek, artık Osmanlı değil Türkiye Cumhuriyeti olduğumuzu anlatmak gerekiyordu. Düşünsenize 21. yüzyıl teknoloji dünyasında, dijitalleşme çağında, sosyal medya dünyasında bile “Turkey” olan ulusal adımızı hâlâ Türkiye olarak değiştiğini tüm dünyaya anlatamamışken bütün dünyaya artık Osmanlı olmadığımızı, padişah ile yönetilmediğimizi göstermek için bugünü tüm dünya çocuklarına armağan ederek göstermek... Herhâlde günümüzde dünyasında “Yüzyılın Halkla İlişkiler ve Tanıtım” fikri yarışması olsa uzak ara farkla ödülü kazanırdı.


Bu iki neden bile bence bu bayramın çocuklarla özdeşleşmesini anlamak için yeterli. Fakat yeterli mi? Bence değil… Bu bayramın çocuklarla özdeşleştirilmesi bizlere de bazı mesajlar veriyor… Peki nedir bu mesajlar?


Çocuk deyince ne gelir aklınıza?


1- Öncelikle hayatın anlamı ve amacı geliyor bende. Bugün bütün işinizi gücünüzü bıraktınız ve buradasınız… Neden? Onları seyretmek için… Sevinçlerine ortak olmak için. Canınız kanınız değil mi çocuklarınız? Hayatınızın anlamı ve amacı değil mi?


Acaba bunu demek istemiş olabilir mi Atamız? Sevin cumhuriyeti ve onun meclisini demek istemiş olabilir mi? Çocuğunuz gibi… Canınız olsun, kanınız olsun demek istemiş olabilir mi?


2- Mesela koruma da geliyor. Doğdukları anda kol kanat germez miyiz onlar için? Her türlü hastalıktan sıkıntıdan korumak için elimizden geleni yapmaz mıyız? Düşmesin, çarpmasın diye sürekli bir gözümüz hep onda değil midir?


Acaba bunu demek istemiş de olabilir mi Atamız? Cumhuriyeti ve onun meclisini koruyun demek istemiş olabilir mi? Bir gözünüz hep üstünde olsun… her türlü iç ve dış tehlikelerden koruyun, kollayın demek istemiş olabilir mi?


3- Büyütmek geliyor çocuk deyince aklıma. “El kadar” deriz ya hep… El kadarlarken gelmediler mi bizlere… Uykusuz geceler, baş ucunda beklemeler, yemeğini yedi mi, tuvaletini yaptı mı sorularından başlayıp kendi çocukları olsa bile devam eden hiç bitmeyen sorular…


Bunu da demek istemiş olabilir mi acaba Atamız? Büyütün cumhuriyeti ve meclisini… Yeni doğmuş bir bebek olarak giriyor hayatımıza, büyütmeliyiz onu kendi evladımız gibi demek istemiş olabilir mi?


4- Geliştirmek de geliyor aklıma çocuk deyince. Onun hep daha iyi olmasını istemek demek değil midir? Mutlu olsun, başarılı olsun demek… Ona bir şeyler öğretmeye çalışmak… Kendi boş zamanında verip onu bir şeyler daha öğrensin diye bir yerlere götürmek demek değil midir? İlk adımına sevinmek, mezun olmasına, evlenmesine, çocuğu olmasına…


Belki de bunu demek istedi Atamız… Geliştirin onu, daha ileriye taşıyın… Herkes imrensin onu… Kıskansın… Örnek göstersin demek istemişti belki de?


Daha pek çok şey sayabiliriz aslında ama temelinde Atatürk neden bir meclis açılışını çocuklarla özdeşleştirmiş diye düşününce aklıma bunlar geliyor. Bize tek bir bayramla ne kadar çok mesaj vermiş değil mi? Bir an için bunların hiçbirinin düşünülmediğini varsayalım. Sadece insanlığın en güzel ve en saf hali olan çocuklara armağan edildiğini düşünelim 23 Nisan’ın… Onlar sevinsin ve mutlu olsun diye yapıldığını düşünelim… Yine ne kadar güzel ve özel bir düşünce değil mi? Daha önce söylediğim gibi belki de bir çocuğa verilebilecek en güzel hediye…


Tüm bu duygularla, biz de Atamızın ve Yücel Babamızın izinde, onların bize göstermiş olduğu yolda çocuklar yetiştirmeye, onların da böyle çocuklar yetiştirmesini sağlamaya ve “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı” her zaman sevinçle, coşkuyla kutlamaya söz veriyoruz.


Nice güzel, aydınlık, özgür, demokratik, bağımsız ve “halkın meclisinin” kuruluşunu ve bu meclisin yüzyıllarca Atamızın kurduğu gibi halkın meclisi olarak kalmasını kutlamak dileğiyle sahneyi geleceğimizin ışıklarına bırakmak istiyorum…


Saygılarımla,

Adres Bilgileri